13 Aralık 2010 Pazartesi

kış geldi..geçen gün, sabah 8 9 sıraları.. buz kesti.. 50 lıralık odunum, 2 cuval tahtam, sobam, odaları ayıran battaniyem, yorganım, hazır gıbıyız..
yemegımı yıyıp pembe koltuga cekılıyorum, sobanın uzerınde sıcak sarabım fokurduyor..
fırın yanıyor.. yenı ısler pısıyor.

26 Eylül 2010 Pazar

senaryo !


'senaryo' kelimesini bu kadar cok duydugum bi zaman olmamıstı.. hem lanet, hem lütuf..

23 Eylül 2010 Perşembe

gün..


cicilerini giyip, cici kız maskeni takıp çık o evden..
sadece, seviştiği ve sevdiği adamla arasında bir büyü olduğuna inananlar diyarında bir şölen ateşi yanmış..
bak bakalım, kimler atlıyor ateşten tuzlarını döke döke..
elinin tersiyle sil savaş boyalarını..
gün tüne dönerken, sen de içinde bana dön..
tün güne dönerken, taksiyle evine..

21 Eylül 2010 Salı

limanın en güçlü kadını..


gündüz ruhuna,
telefon kapalı, kafam açık.
mutfakta çay ve biradan başka birşey yok.
evde ben bile yokum.
sabaha karşı deniz ışıl ışıldı.
değirmen cini 'talep etmek haktır' derken ışığa bakıyordum.
'refüze edilmek yenilgi değildir'.
neşeli bir şarkı çalmaya başladı.
küçük karanlık bir kulupteyim
küçük yuvarlak masamda
küçük kristal bir kadehte
çilek likörü var.
gerçeğim, rüyam..
ikea cibinliğim..
bulduğun gibi bırak beni

20 Eylül 2010 Pazartesi

bir erkek (!) gibi boşveriyorum
bir kadın (!) gibi boşveriyorum
bir çocuk gibi naif ve en derin samimiyetimle boşverdiğim an, en büyük, en güzel, en doğru (!) sensin..

17 Eylül 2010 Cuma

hayal hayat..


kafası hep karısıkmıs. ne guzel. bu yuzdenmıs süslü cümleleri sevmeyişi. 2 kelimelik cümlelerle hayatını anlattı bana. dinliyor gibi yaptım.. kazandıgı kadınları ve kaybettiği erkekleri anlatısını, sabırla.. uyandım sonra. turuncu tulum ve mavi sabahlıgın altın yılıymış. meğer! yine!! fotograflarıma senin gözlerinle bakmıstım ruyamda, ilk defa görür gibi. gülümsüyorum.. gülüşün kulağımda, gidiyorum.. dokunabileceğin kadar yakın ama bir kış uzağım..
dubalara kadar yüzemem bugün, sessizce 'tavla' diyorum. uzun siyah saçlı kadın dudaklarımı okuyor. dudaklarım uzun siyah saçlı kadını okuyor.. vicdan yön değiştiriyor.
ask komık degılmiş. hayat romantik degilmiş. acıttıkca komıklesmiş. alarm susmuş. gülmüş ve güldükçe uzaklaşmışım. hem depderin hem çirkince yüzeyselmişim..dengesizlik de güzelmiş. öyleymiş böyleymiş.. biliyorum ben bunları zaten. muckk öptümm!!

12 Eylül 2010 Pazar

I'm not juliet



ve yagmur yagdı. yagmur tam da düşünmeyi seçtiğim an ilk iri damlayı sol omzuma bıraktı. söz vermiştim düşüneceğime, vazgeçtim. bizim zamanımız geliyor yine. yüzleri gülen dostlarımı izledikçe silkeleniyorum.

4 dev yastık salonun ortasında. birinde ben. birinde dudu. diğer ikisinde derecinleri. 100. kere dönen, sevdiğim şarkı. son ses lüksü. üşüdüm, bi örtü aldım üstüme.. saat 1i geciyor. yani pazartesi oldu. gidiyorlar. yarın sahile indiğimde orada olmayacaklar..

bencilliğiyle sarhoş ruhum çavuş un ardından duyuyor bu kez sesini. ''hersey yolunda. hayat cok güzel..'' biliyorum diyorum. zaten ilk yağmur da yağdı. çok partili döneme geçiyoruz..

gündem ?! sikimde değil !!...

what was the polite word for 'selfish' ??

11 Eylül 2010 Cumartesi



inanç sürünüyor gümüşköyün toprak yollarında. inanç, manzaradaki çok büyük ağaç gibi önce devleşiyor, sonra kül oluyor. dubalardan önce dubalardan sonrayım.. sırtüstü suya bırakıp kendimi ilk bulutları izliyorum. şükretmeye ara vereli aylar olmuş onu farkediyorum.. teşekkürler.

9 Eylül 2010 Perşembe

I feel so bohemian like you..



9a ceyrek var..

eve geldigimde saat 00.20 fırın 874 dereceydi.

yattığımda saat 01.42 fırın 738 dereceydi.

saati 04.00 a kurdum. uyandım fırın 526 dereceydi. kapağı yarım santim araladım.

saati 06.00 a kurdum. uyudum. uyandım. fırın 311 derceydi. kapağı 2 santim daha araladım.

saati 07.30 a kurdum. uyudum. uyandım. fırın 223 dereceydi.

saati 08.15 e kurdum. uyudum. uyandım. fırın 107 dereceydi. kapağı ardına kadar actım. dudu geldi. kalktım. yemeğini verdim. yattım. uyuyamadım. kalktım. en üst raf dokunabildiğim kadar sogudugunda fırını bosaltıp paketleyip bi taksi cagırıp tezgahıma gideceğim..

alarm calıyor. saat 9. garip bi sukunet. asıl delilik bu gibi.

pembe..

hafızamı kaybettim. kutsal dünü kutsal bugüne bağlarken uyuyordum onu biliyorum.. gerisi silik.. bir de gecenlerde bir camasır makinası dolusu pembe kıyafetim olmustu -bordo gömleğe tesekkurler- iyi hissetmediğimde farkında olmadan pespembe giyiniyorum. dolaptan bi etek ve tişört secerken gözlerim acık degıldı bu sabah. tozpembeyim. sarhosum. zıplamak ıstıyorum ama halim yok. calısmam gerek ama bilgisayarın basından ayrılamıyorum. evde ınternet yoktu bayadır.. fizy ve ben birbirimizi bulduk yine mutluyuz. when ı m alone with you, you make me feel you are the one..

uyandım.. müziği açtım. bahceye cıktım. nirvana koltuguna uzandım. dudu da kucagımdaydı. ayseperi ve denizcin belirdi mavi bahce kapısında. evin içinde 10 dakka kosustular. harclık ve ıkı seramık zar verip yolladım.

belediye kahvesindeki bayramlasma törenine mi katılsam acaba? yok.
burhan öçal ı hatırlıyorum. cok güzel calıyordu.

inanç.. bir an. cok güçlü. herkesten herseyden. sahne degısıyor sonra. hem kavruluyorum hem donuyorum. bir varmısım. bir yokum.. pembe koltukta pespembeyim. görünmez oldum..

8 Eylül 2010 Çarşamba


sükut altındır.. cıglık atıp bagırmak ıstedıgım anlarda 3 saniye durup gozlerımı kapayıp evimin hayatında duruyorum.. ssst sessiz ol. sustukca kazanacaksın. 40 derecede yaz kokuları belirmişti. manzara sarı sıcak ve dalgalı.. binalar ve otlar var. insanlar, ama yabancılar.. biriktirdikçe tohumları cakmak cakmak. kavruluyorduk. ama gectı.. ssst..
gümüşköy sakin esintili.. ev dagınık. ben ıyıyım. nirvana koltugumdan bildiriyorum... ssst.

2 Eylül 2010 Perşembe

eylul 1 ıtıbarıyle fırtına kazak corap carSafa dolanmıS huzurSuza yakın uyku.. 5 kere uyan. eylulun Sonbahar adı altında gelıSı. oya nın gıdıSı. paranın bıtıSı. beklentılerın tavan yapıSı. kumarda buyuk kazanıp aSka mı kaybedıyorum kıSa panık dalgaSı. Sabah erken cıkıp köye yürüdüm. acık görüş. adalardaki agaclar Sayılıyordu. işte dedim eylül böyle gelir. eylülü Sevmemin Sebebi de bu belki. önümü görmek. ne gelecek bilmek. bilince beklemek kolay. o vakit zaten beklemek beklemek degil. ekim kaSım aralık. 2010 da geldiği gibi gider.

ah Su algıda Seçiciliğim yok mu!!

22 Ağustos 2010 Pazar

mine nin kedileri..

yıne bır perfect tımıng hadısesı. gunu geceyı hayatı kurtaran. kurtaranı kurtaran bır uzak dıyar melodisi..
jehan barbur dınlıyorum bu ara.. neden.. o ne guzel bır sarkı ne guzel bır kadındır.. gelsene gumusluge dedım.. keske cok ısterım dedi. bunu cherokee lerden ulu cengızle bı konusayım bugun..

yazmayalı neler oldu.. baharda urettıklerım yarımadanın 5 kosesınde satıldı ve bıttı.. ben bu esnada calısmadım. bır gumusluk dolusu ınsan sen nıye calısmıyosun derken ben kurusları yedım bıtırdım. cok da guzel oldu afıyet seker oldu hala da oluyor..

evım gecen yazın uzerıne toparlandı ve parladı.. ben de parladım. bızı parlatan aşk galiba..
turuncu sarı yesıl kokteyller meyvelı shotlar lımonlu bıralar buzlu rakılar ıctık.. yedık ıctık sevıstık..

sımdı eylul gelıyor.. bakkaldan aldıgım ıkı bıramı bulutlu bır gun batımında arrıba onu ahsap sezloglarda ıcmek ıstıyorum. sonra da yagmur yagsın.. ıste o zaman calısmaya baslayabılırım tekrar..

27 Temmuz 2010 Salı

araf..

araf..
cennetı de orası cehennemı de. sacları uzadıkca gozlerı kapanıyor.. tanımadıgı cıceklerın tohumları sınsı sıhırlı degneklerın yanına uzanmıs ellerı eksı eksı kokuyordu.
ateskes bolgesıne gırdıgınde dokunamazlar sanırsın ama aslında en sert darbelerı orda aldın.. hafızasını zorluyor goruyorum..
manzaram sarı, tozlu ve sıcak. hep aynı. gozlerımı kapatyorum.. o eksı koku hep burnumda. bir bira, bir bira, bir bira... yaz böyle birşey miydi derken bara yaslanmısım,, diğer herkesin saçları kısa, yapayalnız hissediyor uzun siyah saçlı kadın kendini..
araf..

31 Mayıs 2010 Pazartesi

kırılma noktası..

vampir dişlerini teninde hissettiğinde havai fişekler.. aynı anda bir büyü daha bozuluyor.. bozulan büyülerin yerine yenileri ekleniyor. tül perde aralanınca gün yüzüyle görüyorum onu. siyah uzun saçlı kadın beliriyor yanımda, fısıldıyor kulağıma ''teni nasıl beyaz, elleri nasıl yumuşaktı..'' evet, siyah ve beyaz. rengarenk bir şehirde daha kolay seçmek belki. hayattan aldığım molayı uzatıyorum izninle diyor, saçlarının uzadığı hızda ayrılıyor yanımdan.. boğazımda düğümler bırakıyor. hoşçakal diyorum.

30 Mayıs 2010 Pazar

bi ellilik daha alabilir miyim?

litrelerce bira... tatil böyle birşey.. mesela istanbul u özlemek hayatımda çok yeni. uçaktan inidiğimde sırıtırken buluyorum kendimi. istiklal caddeside, galipdede ye dogru yürürken 20 kere tökezledim sırtımdaki koca canta ve ayagımdaki sandaletler yüzünden. her seferinde daha cok güldüm. aylardır yüzümden silinmeyen o gülümseme tavan yaptı bu kalabalık sehirde yine.
ilk durak acık mutfak herzamanki gibi.. esra, mine ve özlem le. cihangir, cukurcuma, bebek, arnavutköy, her gece taksim.. mert, can, gökhan, emre, selma, zeynep, dila, bülent,. ama tamam. bu yeter. gercek hayata dönme zamanı, gerçi döneceğim gerçeklik de bulanmak üzere ama, evimde güvendeyim,, orda gülümsemesem de olur..
uzun siyah saclı kadının anılarını ise sonra anlatacağım..

21 Mayıs 2010 Cuma

bugün kaç çay içtin bana bi söyle..

son 10 gündür yerleştirdiğimiz fırınlar inanılmaz, tıkabasa, en ufak son rafları zorla en tepelere ite ite.. çıtı çıtır sesler geliyor, korkuyorum. 1 saatte yerleştirdiğimiz fırın tek rafın kırılmasıyla yerle bir olabilir ve esra'yla ben önüne çöküp hüngür hüngür ağlayabiliriz.. tık tık tık.. tahtaya vuruyorum. bugün de öyle bir fırın doldurduk işte.. pazartesi boşaltıp tekrar ve son kez dolduracağız.. böylece çarşamba günü melih'in, serkan'ın ve candan'ın işlerini teslim edip huzur içinde gideceğim istanbul'a.

öğleden sonra atölyeden çıktığımda sağanak yağmur vardı.. şimşekler çakar, gök gürlerken gümüşlük dolmuşunu bekledim.. çok güzeldi. eve geldim. sabahlığımı giyip pembe koltuğa kuruldum. su ve alev geldiler ziyarete. çay içtik. onlar gitti julien geldi. onla da çay içtik. kazdağlarından, deryadan, toprak fırınlardan konuştuk.. evin dört bir yanındaki boş çay bardakları huzur veriyor, toplamayı düşünmüyorum..

20 Mayıs 2010 Perşembe

3..

kalbini böyle attıran kim. bir bilse uzuuuuuuunnn siyaaahh saclı kadın. fondaki müzik kendinden gecirmıs. sarhos gözlerı secememiş ismini. cevap vermıs yıne de. gec kaldın demıs. yıne gec kaldın. anmam artık adını sesını tekrar duyana dek. beyaz gölgelerim sesinle savrulsun istedim.. sesini esirgedin. saçlarım belime geliyor bak dedi kadın.. 3 ben var içimde. sen hangisini seviyorsun?gençtim, uyandıgım günler, uyudugum gecelerden coktu. şimdi sakinim evet, seni tamir edebilirim dedin.. en iyi dostum oldugunda sesini duyamaz olmusum, haberim yok. 4 bardak votka, 2 sarkı, sadece 2 sarkıya eslık ettım..
eve dönmek hic bu kadar sıkıcı olmamıstı..
3 ben var içimde, 3ü de böylesine bunalmamıştı..

19 Mayıs 2010 Çarşamba

yeşil iyidir..

siyah uzun saçlı kadın seslendi.. '' birbirimizi kırmamaya çalısıyoruz evet. bana birşeyler sunuyorsun . cok tatlı, evet. sonra geri alıyorsun. tamam uzak duralım biraz! peki bir gün burdan çıkıp gelmesem olduğun yere? gözlerinin beni araması içimi eritiyor.. seninim, haberin yok.. eminim.. ve değilim.. ''

kırılan kalbinin verdiği izinle 1,5 saat konuştu ayaklarını kumlara gömüp kadın.

''zaman zaman kendini gösteren olmamışlığın, ilkelliğin beni ağlatıyor, ama içten içe güldürüyor (mu?). güldürüyor, ama içten içe ağlatıyor (mu?)... ''

adam kafasını kaldırıyor..

'' içinde bir his var. yazmayı bırak, düşünmeye bile korkuyorsun! ''

18 Mayıs 2010 Salı

kendini yalnız, mutsuz ve çirkin hissettiğinde giyinirsin ya. güzel beyaz bir elbise, kırmızı ruj, biraz far, en sevdiğin deri sandaletler.. saçlarını hiç yapmayacağın bir şekilde toplar veya açar aynanın karşısına geçersin.. bir 1o dakka yeter, cıkarır atar onları bir kenara çizgili geceliğinin üzerine annenin mavi saten sabahlığını geçirirsin, bir bardak çay, bikaç ceviz.. dışarsı serin, kapı pencere heryer açık. ben de serinim. annemin bir fotografı var. degırmendere de balkonda durmus. arkada denizde 2 3 kayık var. annemin üzerinde bu mavi sabahlık var. kahkülleri var bi de. o kadar güzel ki. tam da benim yasımda muhtemelen..
aynaya bakıyorum, yoo lady değilim.. hüzünlü? yoo hüzünlü de değilim ben. hüzünlü numarası yapıyorum sadece. lady blue değilim su durumda.. o zaman niye heryer bu kadar mavi?

atölye sonrası yalıya indik aslı yla.. kendimize asla yemememiz gereken bir yemek ısmarladık. tarçınlı limonata içtik.. çiçekçiye uğradık. 4 fide aldım. adlarını bilmediğim bir turuncu bir sarı ve bir pembe çiçek aldım, ve fesleğen.. eve dönüş yolunda kır mahallesinde, tam da kahvenin önünde yine niye yerlere yattık gülmekten belli değil..

verimli bir gündü evet.. serkan ın tabelasına sonunda basladım. turkuvaz, lacivert, beyaz.. güzel olacak. candan ın yılan hikayesi olan peynir tabaklarına kuşlar boyadım. güzel oldu, içime sindi. bugün esra yoktu, sesi sonuna kadar açıp muse dinledim. yarın fırın yanacak.. artık işlerin fotolarını çekmem gerek. çok birikti.

11 Mayıs 2010 Salı

gözgöze geldiklerine gülümsesin mi?

uzun sıyah saclı kadın bır hayal kahramanıydı. sevdıgı sarkıları fısıltıyla soyledı. bazı kelımeler agzından ıslık gıbı cıkardı. tanıdık sokaklarında dolasırken aşkın, kalbi yerinden fırlayacak gibi olurdu. off derdi. değilmiş.. bu da aşk değilmiş!
uzun siyah saçlı kadın bir ilham perisiydi. damla damla olmuştu. yanından gecen mavı bısıkletlı cocuk göz kırptı kadına. seslendi ardından, adını bilmiyordu. kaybedecek neyin var ki dedi. inanırsan gelirsin benle belki. küçük denizyıldızı gibi atar kalbin dedi.
uzun siyah saçlı kadın sır oldu gitti taş sokakta. kalbi küt küt atıyordu. heryerde hayalin vardı. seni kendimde görüyorum biliyor musun diye sordum.. oysa adını bile sormamıştım ilk karsılasmamızda.
uzun siyah saclı kadın dansediyor. bilmediği bir dilde söylenen sarkıya gitarlar eslık edıyor. ellerı havada. bası bır saga bır sola donuyor. el cırpıyor. gözgöze geldiklerine gülümsesin mi?

5 Mayıs 2010 Çarşamba

gül dalındayım..

bugün hıdırellez.. hızır ilyas ı beklerken uyuyakalmışım. ilknur un telefonuyla uyandım. gül ağacın var mı dedi. yok dedim. sardunyanın altına koysam dileğimi? ya da dut ağacının? ya da köreğin? olur dedi. ama istersen ben senin için çizeyim koyayım bizim gülün altına? olur dedim. şimdi ilknur gülümseyen gezin çizecek. ve elele danseden diğer dostları. bol bol yeşil sür dedim, ve pasparlak bir güneş. budur dileğim. bikaç da bozuk para koyacak sonra birini bana verecek.. uğur parası olacak o.
bu arada ben kendi dileğimi çizip yeni suladığım sardunyaların dibine koyacağım. mayıs çiğiyle ıslanmış kağıdı sabah alacağım oradan.
bu esnada serhat ve bir takım diğer dostlar ahırkapı da göbek atıyor olacaklar.. bi göbecikte benim için atın dedim..

4 Mayıs 2010 Salı

bu arada güzel şeyler oluyor. atölye taliga sıkı çalışıyor. sipariş yetişiyor. ben arada 72 adet kapı numarası boyuyorum bi yerdeki bir takım apartlar için. paracıklar geliyor. kira ve faturalar ödeniyor. uçak biletlerine bakılıyor mayıs sonu istanbul için. anne kandırılıyor sen de gel diye. hava gittikçe ısınıyor. pitos açılıyor. dostlarla içiliyor. bodrum da gün doğuyor. dansediliyor. baraküda denilen güzide balığın yarısı mangalda yarısı fırında pişerken bahçemde rakılar içiliyor. son kadehler, damda oturup manzarayı izlerken şerefe kaldırılıyor. ve vicdana, ve huzura, ve aşka, ve dostlara.. gidenlere ve kalanlara.
onuncu, yüzüncü kez denize, çayırlara ve göğe bakarak diyoruz ki;
''teşekkürler''

cinsuyu..

ilhamları yarıştıralım mı dedi siyah uzun saçlı kadın. resmini koymuş yatağının başucuna. siyah beyaz. aklımdan çıkmıyorsun ki der gibi. çıkıyormuşsun ama aklından. gülüşünü özledim diyebilse.. diyemez. odası karanlıksa bir sebebi var. o öyle istiyor çünkü..
mavi bahçe kapısını yanında 2 derecini. sen dedim birinciye şifreleri çözeceksin ve sen dedim ikinciye gidenin ardında kapıyı kapayacaksın..

ağaçkakanlar telefon direğini gagaladı bütün sabah.
biri gitti biri geldi.
ondan arayamadım.

30 Nisan 2010 Cuma

...


affetme beni dedim sessizce, fısıldadım..
affedilir gibi değil senden gidişim dostum.
sesini özledim dese.
deme.
korkar oldum sesinden..
cuma sarhoşu bencil ruhum.
sırf kendi tatlı rüyaları için haykıracak kocadağın zirvesinden.
gecenin delisi güzel dostum.
affetme.

25 Nisan 2010 Pazar

why not..

yorgunum..
tam kira zamanı geldi, faturalar var ama para yok derken iş geldi. hem de peşpeşe.. şimdi yine akşamlara kadar atölye..
peki mavradan geri kalıyor muyuz? asla!
o yaptığım listeyi 1 ay erteledim. önce şu iş bitsin..
merkür geri gidiyormuş diyorlar. anlamadım, iyi mi kötü mü? sen mutsuzsan git biraz ötede otur noolur. düşürme beni. mutluyum ben!

ben yaklaşık bir senedir 27 yasındayım. ne müthiş bir şeymiş 27 yasında olmak. gecen sene eklisia daki dogumgunumde konusulmustu o 9 senelik dönüşüm hikayesi. 27 önemli demişlerdi. cok büyük değişiklikler olacak bu sene hayatında demişlerdi.
oldu mu? bilmem. evet galiba. gümüşlüğe dönmek ne doğru bir kararmış, evimi ne kadar özlemişim, ben senelerdir yalnız kalmamışım. meğer ne çok ihtiyacım varmış..
dost meclislerinde soruyorum arkadaşlarıma. bekarlık ne güzelmiş meğer, niye uyandırmadınız beni bunca senedir? diye.. işimi severek yaptığımı kaçıncı kere farkettim, kazandığımın yettiğini..
nasılsın diye sorduklarında ve ben ŞAHANE diye cevap verdiğimde suratları ekşiyen, olmamış insanları hayatımdan bir bir nasıl çıkardım.. nasıl geçmiş o yaz, içim daralmış evet ama nasıl renkli ve yepyeniymiş. geleni, gideni, acıyı, tatlıyı olduğu gibi kabullenmek hayatımın 27. senesinde yine önümü açmış.. beklentisiz olabilmek için biraz gözyaşı gerekmiş ama olsun.
kaç günbatımını, kaç soba başı sıcak şarabı, kaç çimler üstü mangal keyfini, kaç sarhoş gece arkası kahve buluşmasını paylaştım bu kış..
bir de beraber büyüdüğüm canım ciğerim bir tomar arkadaşım döndü büyük şehirden.. daha da renklendi 27 yaşım.
gözlerinin içi gülüyor diyorlar. doğru. çok şey değişti..
bana bir soru sor..
cevabım - neden olmasın! olacak..

20 Nisan 2010 Salı


bir alkollü bahar aksamı daha.. sünger de dostlarla muhabbet ve bikaç limonlu bira arkası.. rüyamda bir pencere var limon ağacı içeri doğru uzanıyor. sarı yeşil bir limon alıyorum ondan. pembe ojeli küçük kız tırnaklarımı batırıp kokusunu içime çekiyorum.. kontrbasın sesi bile güzel ondan sonra..
pembe ojeli küçük kız tırnaklarım çamur dolduğunda başka bir ses geldi uzak şehirden.. müziği kapat, ışıkları kapat..
dudullu günlükleri ve toprak mahsülleri ofisi'nden sonra pembe seriyi tamamlayan son günlüğümün adını manastırın duble v si koymaya karar verdim. vatana millete hayırlı olsun. gazam mübarek olsun.
bir çay içip küçük prens e gidiyorum..

18 Nisan 2010 Pazar

saat 11bucuk. kör karanlık dereyolumu sekerek geçip evime ulaştım. yeşil küçük tanıdık bir ışık yoluma çıktı. adını hatırlayamadım. ışık böceği miydi? fırıldak mıydı? yanar döner miydi bu mahlukatın adı? diye diye mavi bahçe kapıma varmışım.,
hah!! ateş böceği!

17 Nisan 2010 Cumartesi

hayal kırıklığı da bana. gerçek de.
uyku da bana. rüya da.
hayal de bana. aşk da.
hayal. bana..

16 Nisan 2010 Cuma

öğrenci ve christine ise sevişmeden geçirdiler ilk ve son gecelerini..
eğer merak ediyorsanız.

13 Nisan 2010 Salı

kimi dedim, kimi bulur.. sesim susar, izin bulur..


bahar halleri son sürat.. 3 olmadan kaçıyorum atölyeden. koşa koşa eve giderken bi telefon. yalıdayız hadi gel.. niye hayır der ki insan? demez. 3 olan saat 7, 2 olan bira 5 olur hayır demeyince..
yatağa yatınca hayaller kurarsın. güzel bir yazla ilgili,,
bir hikayeye ortak oldum. yazıyorum kaç zaman sonra. ne başını ne sonunu biliyorum. ne karakterlerini tanıyorum. ne büyük lüksmüş. ne büyük denizmiş meğer.

''...öğrenci kitabı geri aldığında yüzü övünçten kızarıyor. goethe nin tanımadığı bir kadına yazdıkları, güzel ve hüzünlü. özlem dolu ve tutkulu, akıllıca ve sevimli. öğrenci bugüne kadar hiç bir kadına bu kadar güzel sözler söylenmediğinden emin. christine i düşünüyor ve onu fena halde arzuluyor. kaba ve çirkin giysilerinin üstüneşiir en değerli sözcüklerden örülmüş bir manto örtüvermiş ve onu bir kraliçeye çevirmiş bulunmakta...''
milan kundera. gülüşün ve unutuşun kitabı.

şimdi yatıyorum. öğrenci ve christine in akibetini öğrenmem gerek..

8 Nisan 2010 Perşembe

üz..gün..

kendi kendimin küçük ellerini çeke çeke
ittire ittire sırtımdan kendimi..
ne melankolik ezgiler. ne karanlık. apaydınlık günüm gecem.
gitmeyin istiyorum.
her gidenle odamda beliriyorsunuz.
herkes kendi mumunun alevinde salına salına.
küçük ellerimi gezdiriyorum alevinde.
yakmaz artık..
yoksa daha çok mu yakar..

yok ben istemiyorum gitmeyi o küçük köy mezarlığına diye diye.. hergün taşlarını seviyorum.
yok ben istemiyorum mum ışığını diye diye..

(göktan'a)

5 Nisan 2010 Pazartesi

gergedan..

Göktan mor salkımlı evine ulaştı önce, ve oradan da gitti. şimdi Göktan yok. Göktan yok, ama hep var.. ben Göktan a -gergedan- derdim küçükken. neden bilmiyorum.. ben küçücüktüm ve o kocamandı, belki o yüzden. o da bana kızım derdi. ben senelerce Batı nın yastıklarında uyudum, uyandım.. Göktan her uyandığımda oradaydı..
''aç mısın?''
''evet''
''ne yiycen?''
''kıymalı kaşarlı''
''Gezin e bi kıymalı kaşarlı yapın''

ben ''koca kız'' oldum..
Göktan. koca Göktan. canım Göktan.
gümüşkışlardan, gümüşyazlardan bir dost daha eksildi..
ne çok mum yandı evimde giden dostların ardından son 2 senedir..
seni seviyorum. güle güle..

31 Mart 2010 Çarşamba

günüm,gecem,güzelim..

ah ne sözler vermişti,
güzel gülüşlü dostum..
o fıldır fıldır gözleri nerelere daldı?
güzel yüzlü sevgilim..
ah! kimsesi yok muymuş?
bir ağlayan o muymuş?
ne çok kandırmışlar onu..
günüm, gecem, güzelim?

dümdüzdür cümleleri
sevmez süslü kelimeleri
dümdüzdür sevişmeleri..

sesi geliyor yan odadan
gün doğarken, benimle kal diyor.
sesi geliyor çünkü duvarlar çok ince.
içim acıyor.
ah taptazesin.
öyle gençsin
içim daralıyor..
benle kal diyor.
bu oda senin, bu ev senin..
hep senin.
herşey sensin.

sesiniz geliyor yan odadan..
seninle kalacağını söylüyor genç kız.
ruhum hafifliyor.
tamam diyorum, geçecek..
artık biliyorum..
o tazecik, senin..
herşey sensin.

aşık olduğunu farkettiği günü hatırlıyor tazecik..
çok sıcakmış..
gün batımı saati bara yaslanmışmış..
uzuuun siyah saçlı bir kadınla konuşuyormuş..
''ben'' demiş.. ''aşık oldum''

bir ağlayan o muymuş?

better without you..

sometimes ı tell myself...
cümleler kemiriyor ama söyleyemiyorum. tahammülsüzlük had safhada yine. o beklediğin, umursadığın anlar gelip çatınca bir sarhoşluk.. ani! etkili.. nispeten uzun süreli.. ama bir o kadar da çabuk mu geçiyor ne? hayal gibi.. yorganın altında çırılçıplak ''perfect timing'' in sektelerine küfürler yağdırırken neredeydi aklın, kalbin? kaçar gibi, sığındığını sandığın o gümüş sular gözünü alıyor. ama kulakların hep orada. seni yeniyor.. ezip geçiyor o sıyrıldığını sandığın ruh halleri.. yanılmak! ayıplamak! sonra alışıp devirmek kafayı yastığa. neden bu tahammülsüzlük? ne ara oldu? kim yarattı? burası sandığın kadar büyülü değil mi ne?
sometimes ı tell myself..
getiremiyorum devamını. hep aklımda. hep dilimin de ucunda. ellerimde.. ama yazmamalıyım. bu da o büyülü sözler gibi kağıda geçtiği anda gerçek olacak. alıp uçuracak seni uzağa. zaman, mekan, ondan sonra hepsi yalan. sekmeler, tekmeler, itip kakmalarla seneler geçiyor. ama olmuyor. o ilk sahneler aklımda bile belirmiyor..
sinsi sinsi dolanıyorum.
sinsi, sihirli değneğimi kapıp motoruma atlıyorum..
bir burdayım, bir yokum..
budur olması gereken..
en güzeli..
sometimes ı tell myself ı'm better without you..

2005 Bodrum

25 Mart 2010 Perşembe

''...hediyenle kuzeyin, güneyin, doğunun ve batının, yani sahip olduğum tüm toprakları fethetmiş oldun.. bu güzel bir mağlubiyet''


mavi bahce kapısı fısıldadı.. sırlarımız buradan sahile gelincik tarlası oldu gezin.

seni sordu kırpışan gözlerim. güneşim. sana daha önce böyle seslendim mi? geldin mi? beni özledin mi gümüşüm? günüm. gecem. güzelim? sana daha önce böyle seslendim mi?
ben sana geceyi sormadım ki. ben dolunayı sormadım ki. benim işim günle..

sarap tadı verdi bu dereyolunun hali bu bahar!!

tamam dedim, sakinleş. bizbize kalacağız yine. sensin kalbimin tek sahibi..
ayrıca neden fısıldıyorsun?
yalnız değil miyiz?

affet..

bu gun atolyeye gıtmıyorum cumartesıye kadar tatıl verdım kendıme..
ayfer geldı bu sabah.. omlet yaptım ona.. yenı boyalı yesıl makara masamın uzerınde kahvaltı ettık..gunes altı uzanıp cay ıcıp affetmek uzerıne konustuk sonra.. kin tutmamak, unutmak, adım atmak, yol vermek.. aslında nasıl da bencılce.. kendı guzel ruyaların, huzurlu uykuların ıcın.. ben yaptım demek ıcın..
ben yaptım oldu..
senin mutsuzlugun benım ıcıme dogar sevgılım..
varlıgın da yoklugun da hıssedılır bu ıcımde..
en gerıde ve en yesıl karede..
en sevdıgım buyulu an..

22 Mart 2010 Pazartesi

sarhoş değilim..

beklenildiği üzere çok lezzetli bir nevruz oldu..
2. geleneksel bahar ekinoksu buluşması.. yine eklisia tepesinde birikti dostlar ve bebeler saat 2 itibariyle.. uzuun aksap masamız üzerinde humus, patates salata, peynirli börek, çikolatalı kek, cherry domates vardı.. 3 adamdan bırının elınde kamera foto makinası.. sıcacıktı hava da.. uzun uzun oturduk, konustuk, dolandık.. içtik.. ben 3. kadeh rakıyı içerken bir durdum..
atesi yaktıgımızda 7ye gelıyordu saat.. atladım atesın uzerinden ama dilek dilemeyi unutmusum.. gerek te yokmus zaten.. hersey oyle ayarında kı..
sonra oturdum atesın basına 8 de incir dallarına sucukları saplayıp insanları doyurdum.. ve 1 e kadar da kalkmadım.. en son 4 kısı mıydık?

gece.
bisikletle bir tepeyi çıkıyordum.
yalnızdım..
mavi lady elbisemle..
uyandıgımda ışıldıyordu köy yine..
gün de ateş gece de.

15 Mart 2010 Pazartesi

istanbul'da bir denizcilik şirketine yaptığım duvar panosu


sıcak bir cuma günüydü
atölyeden çıkıp gümüşlük yalıya indim.
kimseyi aramadım.
bir bira alıp sahilde oturacaktım..

14 Mart 2010 Pazar


dün mavi kapıdan çıkarken ben de içimde sana döndüm..
başım döndü..
fırtına dinecek.
gezin in içine başka bir rüzgar düşecek..

1. geleneksel gümüşlük potlacı..


yağmurlu bir pazar günüydü..
1. geleneksel Gümüşlük potlaç ı için ilknur ve memo da buluştuk.. aslı ve deniz bahcelerinden topladıkları ebegumeci ve bilimum otla ve kübra teyzeden aldıkları çökelekle pide yaptırmıslar bızım pıdecıde. selin ve altay börek yapmışlar.. ilknur havuclu kek yapmıs. memo ates yaktı.. serhat sarap getırdı. ben de sıcak sarap yaptım.. sabah atolyeye gıdecegım için geceyi uzatmadım.. aslı yla yagmur yagarken evlerımıze yuruduk..
guzeldi..

5 Mart 2010 Cuma

İstanbul da yaşadığım sürede atölyesine misafir olduğum Nezir'e hediye avize..



çizgi karakterler sardı etrafımı

biri sağ elimin serçe parmağını tutmuş

diğeri sol elimin işaret parmağından çekiyor

biri bir karanlık mahalle zibidisi

diğeri sisli taş sokağın beyefendisi

24 Şubat 2010 Çarşamba

bir benim..



hiçbiriyle bir olmadım ki. bir benim. sen belki iki olabilirsin bir gün.. belki.. ki iki en sevdiğim sayıdır..


artık o ve ben yokuz gümüşköyüm

bir bahar günü geleceğim sessiz sessiz..

belki sadece ben.. ama artık hep.. biz.

20 Şubat 2010 Cumartesi


bir tek çayın kokusu aynıydı
çok şekerli aşkların karın ağrılarıydı çektiğin
eriyen plastik bardağın kokusuydu
öylesine mide bulandırıcıydı
eylül 2002

anılar şiddetli. yıkıyor kamaranın kapısını. küçük kız mutfakta çayı demleyen adama gülümseyip güverteye çıkıyor..
liman, martılar, guletler, tirhandiller..
sahil güvenliğe selam..
yanaşan bir tekne ve halatları çeken güçlü adamın güçlü kolları..
temmuz güneşinde yanmış, kararmış kolları..
yorgun ama mutlu, gözleri...
(cengiz'e.. şubat 2002)

19 Şubat 2010 Cuma

Yarbasan Evleri mutfak detayı..


bu kış biter miydi
bu kış burda geçer miydi
gitmeli miydi derken
kalmalı mıydı derken
gittim
çok da güzelmiş
döndüm
pek de şekermiş
derkeeen
kafama inecek bu ilk cemre..

yaz.güz..


aşka düştüm
kandım kandırdım
gün doğurdum
gün batırdım
(yaz)
gelincikler yaprak döktü
ne şaşırdım
ne alıştım
(güz)

baharda görüşürüz demiştim..
ilk cemre havaya düştü bugün.
bahara kadar bekleyemem dedin.. geldin..
ne güzel oldu..
2006

''BİRAZ YÜRÜYELİM Mİ?'' ''OLUR''

6 Şubat 2010 Cumartesi

beklenti yok..


taliga ilerlemiyor ama. taşlar, sopalar birikti önümde. büyüyor ve küçülüyor tümseklerim nefes alıp verdiğimde. her an gidebilirsin ya, bir bakmışım yoksun.. bekleme, beklenti yok.. yoksun.. tam yoksunken gelirsin çünkü, gelirler çünkü..
buldun mu dostum hayatın anlamını?
misyonun neymiş keşfettin mi?
ne olacakmış halimiz?

Adatepe zeytinyağı müzesine..


cici değilsin dedi bana.
değiliz.
hiçbirimiz.

büyümek ve büyüleri bozmamak.. bugün ıspanak kadar güzel bişey de içindeki aşk enerjisine inanmak olsun..

büyümek ve büyüleri bozmamak.. bugün ıspanak kadar güzel bişey de içindeki aşk enerjisine inanmak olsun..

yeşil iyidir, huzurlu ve yücedir.. ıspanak gibi..

acelem yok sen durdukça dururum..


acelem yok sen durdukça dururum..

içimdeki aşk enerjisi, kalbimde yer değiştiren sen gibi yer değiştiriyor.. kıpır kıpırım aslında..

sayfaları çevir çevir. çevirdikçe uçuş güzelim. elin, kolun, yüzün, saçların, uzar gider vücudun.. taş avluya çıkıp 10 kere uzun uzun nefes alıp verdim. düşünemedim. hayatım, işim, aşkım, arkadaşlarım.. hepsi bir bütün olmuş, karmakarışık yumak gibi olmuş içim dışım.. yüzüne güler, arkandan da güler oldum..