30 Nisan 2010 Cuma

...


affetme beni dedim sessizce, fısıldadım..
affedilir gibi değil senden gidişim dostum.
sesini özledim dese.
deme.
korkar oldum sesinden..
cuma sarhoşu bencil ruhum.
sırf kendi tatlı rüyaları için haykıracak kocadağın zirvesinden.
gecenin delisi güzel dostum.
affetme.

25 Nisan 2010 Pazar

why not..

yorgunum..
tam kira zamanı geldi, faturalar var ama para yok derken iş geldi. hem de peşpeşe.. şimdi yine akşamlara kadar atölye..
peki mavradan geri kalıyor muyuz? asla!
o yaptığım listeyi 1 ay erteledim. önce şu iş bitsin..
merkür geri gidiyormuş diyorlar. anlamadım, iyi mi kötü mü? sen mutsuzsan git biraz ötede otur noolur. düşürme beni. mutluyum ben!

ben yaklaşık bir senedir 27 yasındayım. ne müthiş bir şeymiş 27 yasında olmak. gecen sene eklisia daki dogumgunumde konusulmustu o 9 senelik dönüşüm hikayesi. 27 önemli demişlerdi. cok büyük değişiklikler olacak bu sene hayatında demişlerdi.
oldu mu? bilmem. evet galiba. gümüşlüğe dönmek ne doğru bir kararmış, evimi ne kadar özlemişim, ben senelerdir yalnız kalmamışım. meğer ne çok ihtiyacım varmış..
dost meclislerinde soruyorum arkadaşlarıma. bekarlık ne güzelmiş meğer, niye uyandırmadınız beni bunca senedir? diye.. işimi severek yaptığımı kaçıncı kere farkettim, kazandığımın yettiğini..
nasılsın diye sorduklarında ve ben ŞAHANE diye cevap verdiğimde suratları ekşiyen, olmamış insanları hayatımdan bir bir nasıl çıkardım.. nasıl geçmiş o yaz, içim daralmış evet ama nasıl renkli ve yepyeniymiş. geleni, gideni, acıyı, tatlıyı olduğu gibi kabullenmek hayatımın 27. senesinde yine önümü açmış.. beklentisiz olabilmek için biraz gözyaşı gerekmiş ama olsun.
kaç günbatımını, kaç soba başı sıcak şarabı, kaç çimler üstü mangal keyfini, kaç sarhoş gece arkası kahve buluşmasını paylaştım bu kış..
bir de beraber büyüdüğüm canım ciğerim bir tomar arkadaşım döndü büyük şehirden.. daha da renklendi 27 yaşım.
gözlerinin içi gülüyor diyorlar. doğru. çok şey değişti..
bana bir soru sor..
cevabım - neden olmasın! olacak..

20 Nisan 2010 Salı


bir alkollü bahar aksamı daha.. sünger de dostlarla muhabbet ve bikaç limonlu bira arkası.. rüyamda bir pencere var limon ağacı içeri doğru uzanıyor. sarı yeşil bir limon alıyorum ondan. pembe ojeli küçük kız tırnaklarımı batırıp kokusunu içime çekiyorum.. kontrbasın sesi bile güzel ondan sonra..
pembe ojeli küçük kız tırnaklarım çamur dolduğunda başka bir ses geldi uzak şehirden.. müziği kapat, ışıkları kapat..
dudullu günlükleri ve toprak mahsülleri ofisi'nden sonra pembe seriyi tamamlayan son günlüğümün adını manastırın duble v si koymaya karar verdim. vatana millete hayırlı olsun. gazam mübarek olsun.
bir çay içip küçük prens e gidiyorum..

18 Nisan 2010 Pazar

saat 11bucuk. kör karanlık dereyolumu sekerek geçip evime ulaştım. yeşil küçük tanıdık bir ışık yoluma çıktı. adını hatırlayamadım. ışık böceği miydi? fırıldak mıydı? yanar döner miydi bu mahlukatın adı? diye diye mavi bahçe kapıma varmışım.,
hah!! ateş böceği!

17 Nisan 2010 Cumartesi

hayal kırıklığı da bana. gerçek de.
uyku da bana. rüya da.
hayal de bana. aşk da.
hayal. bana..

16 Nisan 2010 Cuma

öğrenci ve christine ise sevişmeden geçirdiler ilk ve son gecelerini..
eğer merak ediyorsanız.

13 Nisan 2010 Salı

kimi dedim, kimi bulur.. sesim susar, izin bulur..


bahar halleri son sürat.. 3 olmadan kaçıyorum atölyeden. koşa koşa eve giderken bi telefon. yalıdayız hadi gel.. niye hayır der ki insan? demez. 3 olan saat 7, 2 olan bira 5 olur hayır demeyince..
yatağa yatınca hayaller kurarsın. güzel bir yazla ilgili,,
bir hikayeye ortak oldum. yazıyorum kaç zaman sonra. ne başını ne sonunu biliyorum. ne karakterlerini tanıyorum. ne büyük lüksmüş. ne büyük denizmiş meğer.

''...öğrenci kitabı geri aldığında yüzü övünçten kızarıyor. goethe nin tanımadığı bir kadına yazdıkları, güzel ve hüzünlü. özlem dolu ve tutkulu, akıllıca ve sevimli. öğrenci bugüne kadar hiç bir kadına bu kadar güzel sözler söylenmediğinden emin. christine i düşünüyor ve onu fena halde arzuluyor. kaba ve çirkin giysilerinin üstüneşiir en değerli sözcüklerden örülmüş bir manto örtüvermiş ve onu bir kraliçeye çevirmiş bulunmakta...''
milan kundera. gülüşün ve unutuşun kitabı.

şimdi yatıyorum. öğrenci ve christine in akibetini öğrenmem gerek..

8 Nisan 2010 Perşembe

üz..gün..

kendi kendimin küçük ellerini çeke çeke
ittire ittire sırtımdan kendimi..
ne melankolik ezgiler. ne karanlık. apaydınlık günüm gecem.
gitmeyin istiyorum.
her gidenle odamda beliriyorsunuz.
herkes kendi mumunun alevinde salına salına.
küçük ellerimi gezdiriyorum alevinde.
yakmaz artık..
yoksa daha çok mu yakar..

yok ben istemiyorum gitmeyi o küçük köy mezarlığına diye diye.. hergün taşlarını seviyorum.
yok ben istemiyorum mum ışığını diye diye..

(göktan'a)

5 Nisan 2010 Pazartesi

gergedan..

Göktan mor salkımlı evine ulaştı önce, ve oradan da gitti. şimdi Göktan yok. Göktan yok, ama hep var.. ben Göktan a -gergedan- derdim küçükken. neden bilmiyorum.. ben küçücüktüm ve o kocamandı, belki o yüzden. o da bana kızım derdi. ben senelerce Batı nın yastıklarında uyudum, uyandım.. Göktan her uyandığımda oradaydı..
''aç mısın?''
''evet''
''ne yiycen?''
''kıymalı kaşarlı''
''Gezin e bi kıymalı kaşarlı yapın''

ben ''koca kız'' oldum..
Göktan. koca Göktan. canım Göktan.
gümüşkışlardan, gümüşyazlardan bir dost daha eksildi..
ne çok mum yandı evimde giden dostların ardından son 2 senedir..
seni seviyorum. güle güle..