31 Mayıs 2010 Pazartesi

kırılma noktası..

vampir dişlerini teninde hissettiğinde havai fişekler.. aynı anda bir büyü daha bozuluyor.. bozulan büyülerin yerine yenileri ekleniyor. tül perde aralanınca gün yüzüyle görüyorum onu. siyah uzun saçlı kadın beliriyor yanımda, fısıldıyor kulağıma ''teni nasıl beyaz, elleri nasıl yumuşaktı..'' evet, siyah ve beyaz. rengarenk bir şehirde daha kolay seçmek belki. hayattan aldığım molayı uzatıyorum izninle diyor, saçlarının uzadığı hızda ayrılıyor yanımdan.. boğazımda düğümler bırakıyor. hoşçakal diyorum.

30 Mayıs 2010 Pazar

bi ellilik daha alabilir miyim?

litrelerce bira... tatil böyle birşey.. mesela istanbul u özlemek hayatımda çok yeni. uçaktan inidiğimde sırıtırken buluyorum kendimi. istiklal caddeside, galipdede ye dogru yürürken 20 kere tökezledim sırtımdaki koca canta ve ayagımdaki sandaletler yüzünden. her seferinde daha cok güldüm. aylardır yüzümden silinmeyen o gülümseme tavan yaptı bu kalabalık sehirde yine.
ilk durak acık mutfak herzamanki gibi.. esra, mine ve özlem le. cihangir, cukurcuma, bebek, arnavutköy, her gece taksim.. mert, can, gökhan, emre, selma, zeynep, dila, bülent,. ama tamam. bu yeter. gercek hayata dönme zamanı, gerçi döneceğim gerçeklik de bulanmak üzere ama, evimde güvendeyim,, orda gülümsemesem de olur..
uzun siyah saclı kadının anılarını ise sonra anlatacağım..

21 Mayıs 2010 Cuma

bugün kaç çay içtin bana bi söyle..

son 10 gündür yerleştirdiğimiz fırınlar inanılmaz, tıkabasa, en ufak son rafları zorla en tepelere ite ite.. çıtı çıtır sesler geliyor, korkuyorum. 1 saatte yerleştirdiğimiz fırın tek rafın kırılmasıyla yerle bir olabilir ve esra'yla ben önüne çöküp hüngür hüngür ağlayabiliriz.. tık tık tık.. tahtaya vuruyorum. bugün de öyle bir fırın doldurduk işte.. pazartesi boşaltıp tekrar ve son kez dolduracağız.. böylece çarşamba günü melih'in, serkan'ın ve candan'ın işlerini teslim edip huzur içinde gideceğim istanbul'a.

öğleden sonra atölyeden çıktığımda sağanak yağmur vardı.. şimşekler çakar, gök gürlerken gümüşlük dolmuşunu bekledim.. çok güzeldi. eve geldim. sabahlığımı giyip pembe koltuğa kuruldum. su ve alev geldiler ziyarete. çay içtik. onlar gitti julien geldi. onla da çay içtik. kazdağlarından, deryadan, toprak fırınlardan konuştuk.. evin dört bir yanındaki boş çay bardakları huzur veriyor, toplamayı düşünmüyorum..

20 Mayıs 2010 Perşembe

3..

kalbini böyle attıran kim. bir bilse uzuuuuuuunnn siyaaahh saclı kadın. fondaki müzik kendinden gecirmıs. sarhos gözlerı secememiş ismini. cevap vermıs yıne de. gec kaldın demıs. yıne gec kaldın. anmam artık adını sesını tekrar duyana dek. beyaz gölgelerim sesinle savrulsun istedim.. sesini esirgedin. saçlarım belime geliyor bak dedi kadın.. 3 ben var içimde. sen hangisini seviyorsun?gençtim, uyandıgım günler, uyudugum gecelerden coktu. şimdi sakinim evet, seni tamir edebilirim dedin.. en iyi dostum oldugunda sesini duyamaz olmusum, haberim yok. 4 bardak votka, 2 sarkı, sadece 2 sarkıya eslık ettım..
eve dönmek hic bu kadar sıkıcı olmamıstı..
3 ben var içimde, 3ü de böylesine bunalmamıştı..

19 Mayıs 2010 Çarşamba

yeşil iyidir..

siyah uzun saçlı kadın seslendi.. '' birbirimizi kırmamaya çalısıyoruz evet. bana birşeyler sunuyorsun . cok tatlı, evet. sonra geri alıyorsun. tamam uzak duralım biraz! peki bir gün burdan çıkıp gelmesem olduğun yere? gözlerinin beni araması içimi eritiyor.. seninim, haberin yok.. eminim.. ve değilim.. ''

kırılan kalbinin verdiği izinle 1,5 saat konuştu ayaklarını kumlara gömüp kadın.

''zaman zaman kendini gösteren olmamışlığın, ilkelliğin beni ağlatıyor, ama içten içe güldürüyor (mu?). güldürüyor, ama içten içe ağlatıyor (mu?)... ''

adam kafasını kaldırıyor..

'' içinde bir his var. yazmayı bırak, düşünmeye bile korkuyorsun! ''

18 Mayıs 2010 Salı

kendini yalnız, mutsuz ve çirkin hissettiğinde giyinirsin ya. güzel beyaz bir elbise, kırmızı ruj, biraz far, en sevdiğin deri sandaletler.. saçlarını hiç yapmayacağın bir şekilde toplar veya açar aynanın karşısına geçersin.. bir 1o dakka yeter, cıkarır atar onları bir kenara çizgili geceliğinin üzerine annenin mavi saten sabahlığını geçirirsin, bir bardak çay, bikaç ceviz.. dışarsı serin, kapı pencere heryer açık. ben de serinim. annemin bir fotografı var. degırmendere de balkonda durmus. arkada denizde 2 3 kayık var. annemin üzerinde bu mavi sabahlık var. kahkülleri var bi de. o kadar güzel ki. tam da benim yasımda muhtemelen..
aynaya bakıyorum, yoo lady değilim.. hüzünlü? yoo hüzünlü de değilim ben. hüzünlü numarası yapıyorum sadece. lady blue değilim su durumda.. o zaman niye heryer bu kadar mavi?

atölye sonrası yalıya indik aslı yla.. kendimize asla yemememiz gereken bir yemek ısmarladık. tarçınlı limonata içtik.. çiçekçiye uğradık. 4 fide aldım. adlarını bilmediğim bir turuncu bir sarı ve bir pembe çiçek aldım, ve fesleğen.. eve dönüş yolunda kır mahallesinde, tam da kahvenin önünde yine niye yerlere yattık gülmekten belli değil..

verimli bir gündü evet.. serkan ın tabelasına sonunda basladım. turkuvaz, lacivert, beyaz.. güzel olacak. candan ın yılan hikayesi olan peynir tabaklarına kuşlar boyadım. güzel oldu, içime sindi. bugün esra yoktu, sesi sonuna kadar açıp muse dinledim. yarın fırın yanacak.. artık işlerin fotolarını çekmem gerek. çok birikti.

11 Mayıs 2010 Salı

gözgöze geldiklerine gülümsesin mi?

uzun sıyah saclı kadın bır hayal kahramanıydı. sevdıgı sarkıları fısıltıyla soyledı. bazı kelımeler agzından ıslık gıbı cıkardı. tanıdık sokaklarında dolasırken aşkın, kalbi yerinden fırlayacak gibi olurdu. off derdi. değilmiş.. bu da aşk değilmiş!
uzun siyah saçlı kadın bir ilham perisiydi. damla damla olmuştu. yanından gecen mavı bısıkletlı cocuk göz kırptı kadına. seslendi ardından, adını bilmiyordu. kaybedecek neyin var ki dedi. inanırsan gelirsin benle belki. küçük denizyıldızı gibi atar kalbin dedi.
uzun siyah saçlı kadın sır oldu gitti taş sokakta. kalbi küt küt atıyordu. heryerde hayalin vardı. seni kendimde görüyorum biliyor musun diye sordum.. oysa adını bile sormamıştım ilk karsılasmamızda.
uzun siyah saclı kadın dansediyor. bilmediği bir dilde söylenen sarkıya gitarlar eslık edıyor. ellerı havada. bası bır saga bır sola donuyor. el cırpıyor. gözgöze geldiklerine gülümsesin mi?

5 Mayıs 2010 Çarşamba

gül dalındayım..

bugün hıdırellez.. hızır ilyas ı beklerken uyuyakalmışım. ilknur un telefonuyla uyandım. gül ağacın var mı dedi. yok dedim. sardunyanın altına koysam dileğimi? ya da dut ağacının? ya da köreğin? olur dedi. ama istersen ben senin için çizeyim koyayım bizim gülün altına? olur dedim. şimdi ilknur gülümseyen gezin çizecek. ve elele danseden diğer dostları. bol bol yeşil sür dedim, ve pasparlak bir güneş. budur dileğim. bikaç da bozuk para koyacak sonra birini bana verecek.. uğur parası olacak o.
bu arada ben kendi dileğimi çizip yeni suladığım sardunyaların dibine koyacağım. mayıs çiğiyle ıslanmış kağıdı sabah alacağım oradan.
bu esnada serhat ve bir takım diğer dostlar ahırkapı da göbek atıyor olacaklar.. bi göbecikte benim için atın dedim..

4 Mayıs 2010 Salı

bu arada güzel şeyler oluyor. atölye taliga sıkı çalışıyor. sipariş yetişiyor. ben arada 72 adet kapı numarası boyuyorum bi yerdeki bir takım apartlar için. paracıklar geliyor. kira ve faturalar ödeniyor. uçak biletlerine bakılıyor mayıs sonu istanbul için. anne kandırılıyor sen de gel diye. hava gittikçe ısınıyor. pitos açılıyor. dostlarla içiliyor. bodrum da gün doğuyor. dansediliyor. baraküda denilen güzide balığın yarısı mangalda yarısı fırında pişerken bahçemde rakılar içiliyor. son kadehler, damda oturup manzarayı izlerken şerefe kaldırılıyor. ve vicdana, ve huzura, ve aşka, ve dostlara.. gidenlere ve kalanlara.
onuncu, yüzüncü kez denize, çayırlara ve göğe bakarak diyoruz ki;
''teşekkürler''

cinsuyu..

ilhamları yarıştıralım mı dedi siyah uzun saçlı kadın. resmini koymuş yatağının başucuna. siyah beyaz. aklımdan çıkmıyorsun ki der gibi. çıkıyormuşsun ama aklından. gülüşünü özledim diyebilse.. diyemez. odası karanlıksa bir sebebi var. o öyle istiyor çünkü..
mavi bahçe kapısını yanında 2 derecini. sen dedim birinciye şifreleri çözeceksin ve sen dedim ikinciye gidenin ardında kapıyı kapayacaksın..

ağaçkakanlar telefon direğini gagaladı bütün sabah.
biri gitti biri geldi.
ondan arayamadım.